Hayvan Fıkraları

Hayvan fıkraları sayfasında kısa çok komik hayvanlarla ilgili fıkraları okuyabilirsiniz. Buyrun hayvanlar alemi fıkraları;

Akıllı kediler
Adam karısının kedisinden o kadar nefret ediyormuş ki, ne yapıp yapıp ondan kurtulmanın yollarını düşünüyormuş.. Sonunda bir sabah kediyi arabaya attığı gibi evlerinin 20 blok ötesinde bir sokağa götürmüş, onu orda bırakıp doğru işe gitmiş… Aynı akşam işten eve gelmiş bir bakmış kedi evin bahçesinde karısıyla oynuyor, kadın neşe içinde:
-”Ayy bütün gün onu aradım” demiş.. “Ama akşam üstü bir baktım gelivermiş, evin yolunu nasıl da bulurmuş benim akıllı kedim”.
Adam tabi çok bozulmuş ama belli etmemiş.. Ertesi sabah yine kediyi arabasına atmış, bu sefer evin 40 blok ötesinde bir sokağa götürüp bırakmış yine işe gitmiş, akşam işten eve gelmiş bir de ne görsün kedi salonda yine karısıyla yerlerde yuvarlanıyor.. Ertesi gün adam kediyi 60 blok öteye bırakmış, akşam gelmiş yine kedi evde.. Sonraki gün 70 blok öteye bırakmış, akşam kedi yine evde.. Adam artık ertesi sabah kediyi arabaya koymuş, 90 blok öteye gitmiş.. Oradan köprü yoluna girmiş, ilk çıkıştan sağa dönmüş, oradan tekrar sağa dönmüş, gitmiş gitmiş, bir 20 blok daha uzağa gitmiş, sola dönmüş, biraz daha gitmiş, ve kediyi orda arabadan atmış..
Saatler sonra evin telefonu çalmış, adam karısını arıyor:
-”Hayatım, kedi orda mı?”
-”Evet.. neden sordun?”
-”Şunu telefona bir çağırsana… kayboldum..!”
—–

Asansör
Temelle oğlu İstanbulu hiç görmemişler ve bir iş için oraya giderler.
Küçük köylerinden sonra gördükleri her şeye şaşırır ve hayretler içinde kalırlar.
Taksim’de gezerlerken bir otelin içine girerler. bir bakarlar ki demirden duvarlar ve bu duvarlar otomatik olarak açılıp kapanabiliyor.
Tabii ki ikisi de şaşırmış. Temelin oğlu babasına sormuş ; “Buba bu ne ya?”
Temel hayatında hiç asansör görmediği için şu şekilde yanıtlamış “Oğlum ben böyle bir şeyi hayatımda görmedim, ne olduğunu bilmiyorum.”
İkisi de büyük bir şaşkınlıkla bu duvarlara bakarken 150 kiloluk şişman bir bayan açılan duvarlardan küçük bir odanın içine girer.
Duvarlar yine kapanır ve numaralar birer birer yükselmeye başlar.
Daha sonra numaralar küçülmeye başlar. Temel ve oğlu şaşkınlık içindedirler.
Birazdan duvarlar yine açılır ve dışarıya 24 yaşlarında çok güzel,seksi, zayıf ve sarışın bir bayan çıkar.
Temel gözünü bu bayandan ayırmadan oğluna sessizce ; “Hemen git anani al ve buraya cetur.”
—–

Tavşan Kral
Bir gün ormanın kralı aslan, tatile çıkmak ve bazı işlerini yapmak için ormandan ayrılmaya karar verir. Etrafına bakar kendisi yokken işlerini kim götürebilir diye. Bir de bakar ki tavşan geliyor, tavşana,
-Gel lan buraya” der kükreyerek. Tavşan gelir yanına,
-Bak der, ben tatile çıkacam,gidince benim yerime bakabilirmisin?
-Tavşan olur der çekinerek. Bunun üzerine bir toplantı yapar ve ormandaki hayvanları toplar, onlara
- Ben bir süre olmayacağım, benim yokluğumda bütün yetkilerim tavşanda olacak ve ona yamuk yapanı gelince yamulturum.
Tüm hayvanlar olur derler ve aslan tatile çıkar. Tavşan, krallığının ilk gününde ormanda gezinirken bir maymun görer ve “dur der şuna bir parmak atıyım”, gider bi parmak atar, maymun sinirlenir bişey demez, gergedanı görür ona da bir parmak atar, gergedan çok sinirlenir ama bir şey diyemez, zürafada aynı akibete uğrar, tavşan neşeli dolaşır ormanda ve AYI’ya rastlar. Ayıya da
bir parmak atar ama ayı döner buna bi güzel kayar,ama ne kayış. Tavşan can acısıyla,uzaklaşırken kendi kendine söylenir,
“A..na ko…mun Ayısı, hiç bir toplantıya katılmaz ki !!!!”
—–

Ağustos böceği ve Karınca
Yazin sicak,guzel gunlerinden bi gun yine bizim karinca serin sulara girip rahatlayip eglenmek yerine yine calismaktadir. Agustos bocegi ise evinin arka bahcesindeki havuzda guzel kizlarla birlikte eglenmektedir.Karinca bunu her gordugunde ise icin icin kiskanmakta ama
-”Sen asil kisin gorecen” diyerek kendini avutmaktadir.Derken tum yaz boyle gecer
ve yavas yavas sonbahar ve de kis gelir.Yagmurlu bir kis aksami karinca evinde,kucuk sobasinin onunde oturmus pencereden disari bakmaktadir.Elinde de yazin topladigi yemek parcaciklarini yemektedir. Derken evin onune bir limuzin gelir.
-”Allah Allah” der icinden.
-”Bu kimdir acep?”.
Sofor cikar ve en arka kapiya gider.Kapiyi acinca icerden once iki tane fistik gibi kiz ve ardindan kurkler icinde bizim agustos bocegi
cikar.Yavas yavas karincanin evine dogru gelir.Pencereden cikar ve
-”Hayrola agustos bocegi” der karinca.
-”Ne olsun iste..Bizim arkadaslar cagirdi
da Paris te parti varmis,oraya gidiyorum” der agustos bocegi.
-”Sen de bir sey ister misin? diye bir ugrayayim dedim.”
Karinca;
-”Sagolasin.Aslinda var bisiy.Yaparsan sevinirim valla.Orda yasayan La Fontaine adinda bir ibne varmis.
Benim icin onu bi guzel sitermisin!..?”
—–

Devekuşu ile aslan
Devekuşu bir aslanın geldiğini görünce çok korkmuş. Hemen kafasını kuma sokmuş. Aslan devekuşunun yanına gelmiş, çevresinde bir iki tur atmış. Karnı tokmuş aslanın konuşacak arkadaş arıyormuş. Devekuşunun arkasında durmuş. Pençesiyle devekuşunun ayağına şöyle bir dokunmuş.
“ Arkadaş, bakar mısın? Biraz sohbet edelim, canım sıkılıyor da ” diyecekmiş ki burnunun üstüne
yediği tekme ile sırtüstü yere yığılmış. Devekuşu şaşkın bir halde ne oldu, kime vurdum, diyerek kafasını kumdan çıkarmış. Bakmış aslan boylu boyunca yatıyor. Öldüğünü zannetmiş. Çevrede ne kadar devekuşu varsa toplayıp getirmiş. Başlamış palavra atmaya: “ Yok işte aslan gelip ona sataşmış. Bu da demiş ki: Bak aslan git sonra canını yakarım. Aslan hakaret etmiş, bunu itelemiş. Bu da aslanı ayağının altına almış, çiğnemiş, yerlerde sürüklemiş. “ Diğerleri de devekuşuna katılmışlar. Atmışlar, tutmuşlar. Biz olsaydık şöyle yapardık, böyle yapardık diye. Baygın aslan kendine gelince bakmış herkes atıp tutuyor. Bir kükremiş, yer gök inlemiş. Bütün devekuşları kafalarını kuma sokmuş. Aslan orada fazla eğlenmemiş, kaçıp gitmiş.
—–

Sincap

Karısının sözünden hiçbir şekilde çıkmayan bir iş adamı varmış. Bu adam bir gün iş için Japonya’ya uçacakmış ki karısı ondan gelirken bir sincap getirmesini istemiş. Adam tamam karıcım diyerek Japonyaya uçmuş. İşlerini bitirdikten sonra karısının isteği üzerine bir sincap almış ve havaalanına gitmiş. Kapıda uçağa hayvanların bindirilemeyeceğine ilişkin bir yazı görmüş ve WC’ye gitmiş. Sincabı donunun içine koymuş. Uçağa binmiş. Uçak havalandıktan bir süre sonra adam bi “Ah” çekmiş. Yanında oturan adam
-”Beyfendi noldu bişeyiniz mi var?” demiş. Adam yok bişey diyerek geçiştirmiş… 1 saat kadar sonra bir kez daha “Ah” çeker. Bu sefer bütün yolcular sorar;
-”Beyfendi noldu bişeyiniz mi?” var diye. Adam yine yok bişey diyerek geçiştirir. Kısa bir süre sonra yeniden “Ah” çeker ve hosteslerden biri gelip
-Beyfendi ne oldu bişeyiniz mi var der. Adam yine yok bişey der. Uçak artık Türkiyeye inmek üzeredir; bizim ki öyle bir “AH” çeker ki pilotlar bile gelip nasıl olduğunu sorarlar adam
-”Yok bişey siz sadece uçağı yere indirin yeter!” der. Uçak iner ve bizim ki hemen WC’ye gider sincabı çıkarır ve başlar onunla konuşmaya:
-”A…. kodumun sincabı, s.k.mizi dal sandın sallandın bişey demedik, g.tümüzü yuva sandın girdin çıktın birşey demedik, …aşşaklarımızı ceviz sandın birbirine vurup kırmaya çalıştın bişey demedik, be or.spu evladı o cevizleri o yuvaya sokmanın ne anlamı vardı?”
—–

Kaçak Zürafa

CIA ve MİT hangi istihbarat örgütünün daha iyi olduğu konusunda bahse girmişler. kurallar belirlenmiş. ormana bi zürafa salınacak, saklanması için iki gün süre verilecek , bu sürenin sonunda zürafayı en kısa sürede bulup yakalayan taraf bahsi kazanmış olacak.

herşey hazırlanır, zürafa ormana bırakılır, iki gün sonra önce cia ajanları aramaya başlar. uydu fotoğrafları, termal kameralar, ormandaki ajanlar vs vs derken iki saat içinde zürafa elleri kolları bağlı , paket şeklinde tutuklanarak getirilir.

sıra mit’e gelmiştir. zürafa tekrar ormana bırakılır, iki gün sonra mit ajanları aramaya başlarlar. bir sat geçer, iki saat geçer, beş saat geçer ses yok. bir gün olur ses yok. ikinci günün sonunda karga tulumba vaziyette ağzı gözü patlamış, kafası kolu kırılmış, hertarafı mosmor bir fil jürinin karşısına getirilir.
“işte zürafayı yakaladık” der mit ajanı.
jüri şaşırır.
“bunun neresi zürafa yahu, basbayağı fil bu” der.
fil bunu duyar duymaz ağlamaya başlar ve.
“abi ne alakası var ne fili , anam avradım olsun zürafayım ben” der.
—–

Peliador

Aslan bir süre için karşıdaki ormana ziyaret yapaacakmış. hayvanlara toplanmalarını yerine vekil seçeceğini duyurmuş, bütün hayvanlar toplanmış, aslan bir kayanın üzerine çıkmış hayvanlara seslenmiş ben bir süre ormandan ayrılacağım, bu süre içinde can dostum tilki size krallık yapacak onun emrinden çıkana gelince hesap sorarım diye kükremiş ve yola koyulmuş.Ertesi gün tilki ormanda gezerken bakmış bir çakal gidiyor,yanaşmış ve ona bir parmak atmış,çakal hışımla dönmüş bakmış kral vekili tilki sesini çıkaramamış. Tilki az ilerdede bir kurt görmüş sessizce yaklaşmış bir parmakta kurda atmış kurt hışımla dönmüş bakmış kral vekili tilki sesini çıkaramamış. Tilki havalı havalı yürümeye devam ederken bakmış bir ayı yine sessizce yaklaşmış bir parmakta ayıya atmış,ayı hırsla geriye dönmüş tilkiyi şöyle bir tutmuş çevirmiş arkasını tilkiyi bir güzel al takke ver külah yaptiktan sonrada fırlatıp atmış tilki canı yanmış şekilde kalkmış ayağa:
-Allahın ayısı bir kez olsun da toplantıya katıl be…
—–

Papagan

3 Rahibe kiliseye giderlerken bir kuşçu dükkanının önünden geçerlermiş. Dükkanın dışarısında kafeste bir papagan varmış, ve rahibeler ne zaman geçse bu papagan bagıra bagıra 3 renk söylermiş, mesela bir sabah beyaz! beyaz! kırmızı!, bir sabah mavi! siyah! kırmızı! dermiş. Rahibeler bir anlam veremez gülüp geçerlermiş. Amaaa rahibelerden birisi bu olayı çözmüş; ”BANA BAKIN! BU PAPAGAN BİZ OGÜN NE RENK İÇ ÇAMAŞIRI GİYİYORSAK O RENKLERİ SAYIYOR!!!
Öteki ikisi çok şaşırmışlar inanamamışlar, ama hep birlikte emin olmak için ertesi sabah üçüde siyah iç çamaşırı giyinmişler, papaganda o sabah ”siyah! Siyah! siyah! diye bagırmış.
Böylece olay iyice anlaşılmış. Bunun üzerine rahibeler papagana oyun etmek için ertesi sabah iç çamaşırı giymeme kararı almışlar, yine yola çıkmışlar.
Kuşçu dükkanının önünden geçerken heyecan dorukta…. Ve papaganın sesi duyulmuş;
”KIVIRCIK! KIVIRCIK! DÜZ!”
—–

Homoseksüel Horoz
Çiftçinin biri kümesteki horozun çok yaşlandığını düşünüp kasabadan genç bir horoz almış. Genç horoz kasıla kasıla kümese girer girmez, yaşlı horoz onu durdurmuş.
- Bak hemşerim bu kümese iki horoz fazla. En iyisi gel seninle bir müsabaka yapalım, kazanan tüm kümese sahip olsun, kaybeden defolup gitsin.
Demiş. Genç horoz “Nasıl olsa yenerim bu ihtiyarı” diye düşünüp kabul etmiş. Yaşlı horoz:
- Bak seninle ikimiz çiftliğin ucundaki çitlerden, öbür uçtaki çitlere kadar koşacağız. Kim önce varırsa o kazanıp herşeye sahip olacak.
Genç horoz kabul etmiş. Ancak yaşlı horoz;
- Delikanlı ben senden çok yaşlıyım. Sen burada bekle ben 10 adım önden başlıyayım. Genç horoz kendine çok güvendiği için kabul etmiş. İki horoz yerlerini almışlar. 1,2,3 demiş yaşlı horoz ve yarış başlamış. Genç horoz hızla arayı kapatıyormuş. Bu sırada bir silah sesi duyulmuş ve genç horoz tam yaşlı horoza yetişmek üzere iken kan içinde yere serilmiş. O sırada herkez elindeki çifte ile duran çiftçiye dönmüş. Çiftçi:
- Lanet olsun bu hafta içinde aldığım dördüncü horozda ibne çıktı.
—–

Eşşek Kızana Gelmiş

Adamın birinin dişi eşşegi kızana gelmiş..Eşşek bu dururmu kızana gelince başlarmış geceleri anırmaya.Komşular demişlerki adama:
- “Tepeköyde bol erkek eşşek var git orada çifleştir.”
Adam atmış eşşeği traktörün römorguna çıkmış tepe köye çifleştirmiş eşşegi.Yalnız adama demişlerki:
- “Eger tutarsa eşşek ot yer tutmassa çamura yatar ozaman yine getirir yine çifleştiririz.”
Adam tutmuş köyünün yolunu…Sabah olunca ilk işi eşşege bakmak olmuş, bakmış eşşek çamurda yatıyo doğru tepeköye tekrar..Öteki sabah yine bakmış eşşeğe “çamurda mı yatıyo yoksa otluyo mu” diye ..Eşşek yine çamurda:)adam atmış eşşeği römorga yine:)Bu böyle 1_2 ay sürmüş adam artık bıkkın bir şekilde hanımına sormuş :
- “Hanım baksana bizim eşşek yine çamurda mı yatıyo..yoksa artık tuttu da ot mu yiyooo??”
Kadın:
- “Hayır bey çamurda yatmıyoo..”
Adam:
- “Eee hele şükür be o zaman ot yiyooo tuttu tuttu”
diye bagırır!hanımı:
- “Hayır hayır bey hemen sevinme eşşek römörga çıkmış seni bekliyoooo:)”
—–

Pozisyon

Yeni evli iki çift gerdek gecesi sevişmek için hazırlanırken kadın birden eşine

-Yapamayacağım, der.

Eşi sebebini sorduğunda

-Bu papağan bana bakarken rahat davranamıyorum, yanıtını verir. Bunun üzerine adam papağana doğru yönelir. Papağana

- Şimdi arkanı dön. Eğer bizim tarafa dönecek olursan senin ananı *ikerim, der.

Bunun üzerine papağan arkasını döner. Karı kocanın işi biter, sabah olur. Papağanın arkası hala dönüktür. Çift ise balayına gitmek için
valizlerini toplamaya başlarlar. Fakat son bir parça valize sığmamaktadır. İçeride şu diyalog geçer:

- “İttir ittir…”

- “Olmuyor ittiriyorum.”

- “Biraz daha zorla, girdi girecek.”

- “Dayanamayacağım, gücüm kalmadı.”

- “Ha gayret, sık dişini, az kaldı giriyor.”

- “Yok bu böyle olmayacak.Ben en iyisi gardolabın üstüne çıkıp oradan atlayiim, belki o zaman girer.”

Bunun üzerine papağan arkasını dönerek

- “Valla diil anamı, sülalemi mikseniz bu pozisyon kaçmaz…”
—–

Asansör

Temelle oğlu İstanbulu hiç görmemişler ve bir iş için oraya giderler.
Küçük köylerinden sonra gördükleri her şeye şaşırır ve hayretler içinde kalırlar.
Taksim’de gezerlerken bir otelin içine girerler. bir bakarlar ki demirden duvarlar ve bu duvarlar otomatik olarak açılıp kapanabiliyor.
Tabii ki ikisi de şaşırmış. Temelin oğlu babasına sormuş ; “Buba bu ne ya?”
Temel hayatında hiç asansör görmediği için şu şekilde yanıtlamış “Oğlum ben böyle bir şeyi hayatımda görmedim, ne olduğunu bilmiyorum.”
İkisi de büyük bir şaşkınlıkla bu duvarlara bakarken 150 kiloluk şişman bir bayan açılan duvarlardan küçük bir odanın içine girer.
Duvarlar yine kapanır ve numaralar birer birer yükselmeye başlar.
Daha sonra numaralar küçülmeye başlar. Temel ve oğlu şaşkınlık içindedirler.
Birazdan duvarlar yine açılır ve dışarıya 24 yaşlarında çok güzel,seksi, zayıf ve sarışın bir bayan çıkar.
Temel gözünü bu bayandan ayırmadan oğluna sessizce ; “Hemen git anani al ve buraya cetur.”
—–

Ayı ve Tavşan

Sihirli Kurbağa bir gün ormanda gezerken, Tavşan kovalayan ayı ile karşılaşmış. Tavşan can derdinde, ayı et derdinde derken sihirli Kurbağa duruma el koyup demiş ki:
- Her ikinizin de üç hakkı var. Dileyin benden ne dilerseniz ! Ayı :
- Bu ormandaki tüm ayılar dişi olsun ve tümü bana tutkun olsun” demiş. Kurbağa anında ayının isteğini yerine getirmiş. Tavşan ise:
- Bana bi kask ver demiş… O da hemen olmuş. Ama ayı içinden :
- Bu Tavşan geri zekalı. Çuvalla para isteseydi, bin tane kask alırdı. demiş. Kurbağa ikinci isteklerini sormuş. Ayı (babası da ayıymış zaten!):
- Yan ormandaki tüm ayılar da dişi olsun ve hepsi sadece beni arzulasın demiş. Trilink!!!! O da tamam. Tavşan ise:
- Ben hızlı bir motosiklet isterim demiş. Ayı iyice şaşırmış. “Bu Tavşan hepten aklını yemiş olmalı !” diye düşünmüş. Sıra gelmiş son isteklere…. Ayı:
- Bu gezegendeki tüm ayılar dişi olsun ve hepsi benim için çıldırsın demiş. Kurbağa bu isteği de hemen yerine getirmiş. Tavşan önce kaskı takmış, sonra motora binip marşa basmış ve son isteğini söyleyip gaza basmış:
- Bu ayi ibne olsuuuun !
—–

Ormanın Kralı

Bir gün aslann birinin canı çok sıkılmış,şöyle bir ormanı gezeyim
tebamla eğleneyim biraz demiş…Ormanda gezerken bir devekuşu
görmüş,yakalamış devekuşunu boynundan öteki pençesiyle de “Şak, Şak,
Şak” diye üç tokat atmış hayvana,”Söyle LAN!”demiş “Kim bu ormanın
kralı?”, devekuşu ürkekce “Sensin aslan abiyyy”demiş,”Tabi lan
benim” demis aslan ve “Şak, Şak, Şak” diye üç tokat daha atıp
firlatmış hayvanı. Derken aslanın karşısına bi kurt çıkmış, tutmuş
kurdu boynundan; “Şak, Şak, Şak” diye atmış tokadı, “Söyle lan”
demiş “kim bu ormanın kralı”,kurt da ürkek “sensin aslan abi” demiş,
Aslan da “Tabi lan benim” demiş,”Şak, Şak, Şak” diye üç tokat daha
atmış fırlatmış bi kenara.
Derken bu defa aslanın karşısına bi fil
çıkmış, tam tırsık tırsık kenardan sıyırtcağı sırada kurtla devekuşu
gelip
-sen bu ormanın kralı değil misin aslan abi? koş yakala su
hayvanı demişler. Bu gazı yiyen aslan koşmus tutmuş fili “Şak, Şak,
Şak” diye patlatmış tokadı ve hemen sormuş “Söyle lan; kim bu
ormanın kralı?”…Filin kafası bir atmış, tutmuş hortumuyla
bunu “Pat, Pat, Pat” diye üç kere yere carptırıp firlatmış
atmış…Aslan yerden zorlukla kalkıp elleriyle üstünü silkerken file
dönmüş ve şöyle demiş
-Bilmiyosan bilmiyom de kardeşim.
—–

Tilkinin Orucu
Tilki ormanda gezmektedir.
Bir ağacın dalında asılı bir geyik budu görür.
Açtır ama süphelenir kontrol etmeye başlar ve görür ki bu bir
tuzak…
Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır. Epeyce uzağa gider ve
başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir,
budu görür ve yatan tilkiyi de tabi… Tilkiye sorar:
- “Napıyorsun dostum?”
Tilki cevap verir
- “Hiçç… yatıyorum”
- “Burda bir but var”
- “Evet var”
- “Neden yemedin?”
Tilki sakince cevap verir:
- “BU GÜN ORUCUM”
Kurt kendinden emin:
- “Ben yiyeyim o zaman”
Tilki:
- “Buyur afiyet olsun”
der.
Kurt buta uzanır uzanmaz bir patlama, ortalık toz duman, kurt
yaralı, hareketsiz, 10 metre uzakta perişan halde yatarken tilki
sakince budu yemeye başlar.
Bunu gören kurt:
- “LAN Ş*R*FS*Z HANİ ORUÇTUN?”
Tilki pişkin pişkin:
- “Biraz önce top patladı duymadın mı?”
der..

Evet sıra sizde: Sizde buradakilerden farklı ve yeni hayvan fıkranızı yazmak için aşağıdaki yorum bölümünü kullanabilirsiniz. NazlimCafe.com